Girişimlerin Ardındakiler #35

Bugün Design Therapy’nin kurucu ortağı AYSU ACAR ile birlikteyiz. Kendisiyle Design Therapy’den ve deneyimlerinden bahsettiğimiz samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Otuz beşinci sayımızın konuğu Aysu Acar’a davetimizi kabul ettiği için çok teşekkür ederiz.

NUR ALEYNA ORAN: Merhabalar Aysu Hanım, öncelikle davetimizi kırmayıp kabul ettiğiniz teşekkür ederim. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Aysu Acar kimdir, neler yapıyor?

AYSU ACAR: Merhabalar öncelikle Doğuş Üniversitesi DOU Startup Girişimcilik Kulübü’nün bu değerli daveti için teşekkür ederim. Ben Aysu Acar. İstanbul Kültür Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümü 2019 mezunuyum. Bölümümü derece ile tamamladım. O dönemlerde deneyimlerimi öğrencilere aktararak onlara mentorluk yaptım. Öğrencilik yıllarımda, tasarım yarışmalarında birçok ödül kazandım. Bu sayede işinde önde gelen şirketlerde staj imkanları elde ettim. Yaz ayları benim için hiçbir zaman tatil olarak geçirilen boş zamanlar olmadı. Yaz aylarında stajlarımı tamamlayarak ve okulumda Kültür elçiliği yaparak hem öğrencilere okulumu tanıttım hem de sosyal ilişkilerimi geliştirdim. Bir öğrenci olarak kendi harçlığımı çıkartmış oldum. Mezun olduktan sonra stajyer olarak başladığım işimde tam zamanlı işe alındım. Burada Mimari, İç Mimari ve Sosyal Medya Yöneticiliği alanlarında görev aldım. Bu ilk iş deneyimim ve aslında neyi isteyip neyi istemediğimi planladığım bir süreç oldu. Felsefeye her zaman ilgim vardı ve bu bölümü okuyarak da kendime yatırım yapmak istedim. Bu süreçlerden sonra mimari, tasarım ve sosyal medya platformlarının günümüzdeki gücüne şahitlik ettim ve şu anda bu alanda ilerliyorum. Yeni teknoloji çağımızda artık her şey sanal ve pandemiden sonra bu daha da ileri seviyeye ulaştı bunu hepimiz gördük ve görüyoruz… Mimarinin ve tasarımın çok yönlülüğünü, geniş alan yelpazesini kullanmak aslında tüm tasarımcılar için şart oldu diyebiliriz ve biz de bu yüzden Design Therapy’i kurduk.

NAO: İç Mimari ve Çevre Tasarımı mezunu olmanızın yanı sıra geçtiğimiz senelerde felsefe alanında lisans eğitimi almaya başlamışsınız. Girişiminiz DesignTherapy’ nin sizi bu alana yöneltmiş olması mümkün mü yoksa psikolojiye olan merakınız mı DesignTherapy’ nin oluşumuna bir katkı sağladı?

AA: Felsefe eğitimimin aslında “DesignTherapy” ile bağlantısı yok. Çünkü o zamanlarda bu girişimim ortada yoktu. Felsefe okuma nedenimin daha derin bir alt yapısı var; Felsefe hayatımızın görülmeyen her alanında var. En önemlisi bize düşünmeyi ve sorgulamayı öğretir. Bu öğreti, yaşamın diğer alanlarında uygulanabilir beceriler olarak açığa çıkar. Yani bu dalı kendi mesleğime de uyarlayarak tasarımlarımda, doğru sorgulama yöntemlerini kullanmak ve farklı bir bakış açısıyla yaklaşımlarımı sergileyebilme düşüncesiyle bu bölümün yetkinliklerini de kendime katmak istedim. Dolayısıyla bu süreçten sonra DesignTherapy’e de fayda sağlayacağına eminim.

NAO: Günümüzde sırf kendi işimin patronu olmalıyım düşüncesiyle hareket ederek girişimcilik peşinde olan bir hayli kişi var. Sizce sadece bu mantıkla hareket edilmesi karşısında ne kadar doğru sonuçlar elde edilebilir? Bu konu hakkında düşünceleriniz neler?

AA: Hayatımın hiçbir döneminde kendi işimin patronu olmak istiyorum diye bir amacım olmadı. Hatta size bir üniversite anımı anlatmak isterim. Bir hocamın, arkadaşlarıma bu soruyu yönelttiğinde; “Tabii ki kendi işimizin patronu olmak isteriz.” diye çoğunlukta olan bir yanıt almıştı. Bunu istemeyen tek kişi bendim… Hocam buradaki öğrencilerden çok farklı bir bakış açısında olduğumu bana söylemişti. Daha farklı, detaylı ve konulara gerçekçi yaklaşımım dikkatini çekmişti. Kendi işinizin patronu olmak çok tecrübe, çok sorumluluk, çok emek ve işin içinde öğrenilen sayamayacağımız kadar çok etken söz konusu olur. Yeni mezunların bu isteği bana doğru gelmiyor. Kendilerine elbette güvenebilirler, belki çok fazla yanlış yaparak daha zor bir yoldan bunu deneyimlemek isteyebilirler ama bu konuya ben de yapabilirim düşüncesiyle yaklaşılmaması gerektiğini düşünüyorum. Deneyimleme süreçlerini çok çalışarak kendilerini geliştirerek, işin artılarını eksilerini tartarak bu yola çıkmalarını öneririm. Geçici bir heves olup olmadığı iyi anlaşılması gerekir.

NAO: Bir girişimin olmazsa olmazı düşünülünce akıllara gelen en önemli faktörlerden biri de yatırım oluyor. Sizin girişiminizi kurarken yatırım aşamasında yaşadığınız belli başlı sıkıntılar oldu mu? Olduysa ne gibi sıkıntılarla karşılaştınız? Ne tür yollar izlediniz?

AA: Biz “Design Therapy” olarak bir sosyal medya paylaşım platformuyuz. Daha yolun başında olduğumuzdan yatırım konusunda çok fazla gerekliliğimiz olmadı fakat süreç ilerledikçe ve isteklerimiz doğrultusunda orantılı bir şekilde tabii ki olacaktır. Bunun anahtarı da elbette çok çalışmak.

NAO: Geriye dönüp baktığınızda keşke demeyelim de size belki başka bir yola girerdim diye düşündüren anlarınız oldu mu? Olduysa bu anlarınızı bizimle paylaşır mısınız?

AA: Bir an için bile aklıma gelmedi. Şu an bu soruyu yanıtlarken, bunu düşünmemiş olmam açıkçası beni mutlu etti. Bir işe girişirken ondan gerçekten emin değilsem zaten bu işe koyulmam. O yüzden üstüne çok düşünmüş ve hayata geçirmişimdir.

NAO: Yorgun olduğunuz dönemlerde sizi motive eden söz/cümle veya yaşamış olduğunuz bir durum var mı?

AA: Her işin çok yoğun geçen ve insanları yoran süreçleri elbette ki oluyor. Herkes grafikte stabil ilerleyemez ki bence stabil ilerlemek de hiç doğru olmaz. Mutlaka çıkışların olduğu yerde, inişler de mümkün. Bu yorgunluk hissiyatının geçici olduğunu kendime hatırlatarak sonuç odaklı çalışarak ve sonucu hayal ederek kendimi motive ederim. “En büyük başarı hiçbir zaman düşmemek değil, her düştüğünüzde tekrar ayağa kalkmaktır.”- Confucius.

NAO: Son olarak bizlerle varsa hayat mottonuzu paylaşır mısınız?

AA: Bu röportajımızı okuyacak değerli öğrencilere seslenmek isterim; Ben şansa, yeteneklere ve tesadüflere pek inanmam. Sıkı çalışmaya inanırım. Önemli olan hırs değil azim olmalıdır. Başarıyı gerçekten çok isteyenler, konfor alanlarından kolayca çıkanlar, verimli ve istikrarlı çalışanlar emin adımlarla başarıya ulaşacaklardır. Ben de henüz başarıya ulaştığımı düşünmüyorum ki bu sonsuz bir yolculuk. Oldum demek aslında daha yolun başında olduğumuzu gösterir. İnsan bir yolcu ve bu yolculukta zamanı nasıl değerlendirdiğimiz önemlidir. Öğrenmek sonsuzdur ve bu hayatta her zaman öğrenci olduğumuzu düşünüyorum. Sonsuz bir öğrenme süreci… Zaman kısıtlı ve en verimli şekilde kullanmak sizin elinizde…

RÖPORTAJ: NUR ALEYNA ORAN

--

--

Doğuş Üniversitesi Girişimcilik Kulübü

Love podcasts or audiobooks? Learn on the go with our new app.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store
DOU STARTUP

DOU STARTUP

Doğuş Üniversitesi Girişimcilik Kulübü