Girişimlerin Ardındakiler #34

Bugün Optimum Enterprise Business Solutions kurucusu Veysel Dalkılıç ile birlikteyiz. Kendisiyle girişiminin kuruluşundan ve deneyimlerinden bahsettiğimiz samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Otuz dördüncü sayımızın konuğu Veysel Dalkılıç’a davetimizi kabul ettiği için çok teşekkür ederiz.

Sudenaz Fitki: Merhabalar Veysel Bey. Davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. İlk olarak kendinizden, neler yaptığınızdan bahseder misiniz?

Veysel Dalkılıç: Erken yaşlarda (ortaokul yılları) bilgisayar ve programlama ile tanıştım. Sadece oyun için değil de genel olarak bilgisayarla uğraşmayı ve problem çözmeyi severdim. Bilgisayar bana, gerekli sabrı gösterip, vakit ayırdığında, hata yapma ve bu hatayı düzeltme, daha iyisini yapma imkânı verdi. Bence bu yönü ile bile bilimin gelişmesindeki katkısı inanılmaz. Gerçek hayat bu anlamda daha acımasız ve maliyetli, hatalarınızın bedeli ağır olabiliyor ve bu bedeli sadece siz ödemiyorsunuz. 2000 yılında, İ.T.Ü Tekstil Mühendisliği 2. sınıfta okurken, elime “Html, Css ve Javascript” ile ilgili bir kitap geçti. Web sayfası geliştirmek inanılmaz zevkliydi, birkaç gün içinde kitabı bitirdim. Sonrasında bölümün ve fakültenin webmaster ’lığını yaptım. Severek uğraştığım bu iş, mezun olduğumda bana Amerika kapısını araladı. İyi bir üniversiteden asistanlık kabulü aldım. 5 yılın ardından yüksek lisansımı (evrimsel algoritmalar ve tedarik zinciri yönetimi konularına yoğunlaştım) tamamlayıp bir süre çalıştıktan sonra Türkiye’ye kesin dönüş yaptım. Bir yıl kadar İş Analisti olarak çalıştıktan sonra Enerjisa’nın büyüyen ekibine katıldım. 2008–2019 yılları arasında, bilgi teknolojileri altında farklı roller üstlenerek, ağırlıklı olarak enerji ticareti ve risk yönetimi konularında yazılım geliştiren teknik ekipleri yönettim. 2018 sonu itibarıyla Enerjisa’daki görevimden ayrılarak kendi girişimimi kurdum. 40 yaşına girmeden ve henüz tek çocuklu iken bunu yapmak istedim. Tüm zorluğuna rağmen kararımdan memnunum. Tek pişmanlığım, bu adımı daha önce atmamış olmak. Biz, Oebsolutions olarak 4 kişilik bir girişimiz. Enerji, online eğitim ve tedarik zinciri alanlarında yazılım ve danışmanlık hizmeti veriyoruz. Enerji ve online eğitim alanında SAAS modelinde ürünlerimiz mevcut. Teknik olarak hem Microsoft Azure hem de Open Source tarafta yetkiniz. Amacımız inovatif, kullanıcı dostu ve düşük maliyetli ürün, hizmet ve uygulamalar geliştirmek. Şu an yoğun olarak, Arvato Supply Chain Solutions için veri ambarı ve gerçek zamanlı raporlama projesi üzerinde çalışıyoruz. Arvato, Trendyol, IKEA, H&M gibi 40’a yakın müşterisine dağıtım, depolama ve çağrı merkezi hizmetleri sunan Alman menşeli bir firma. Günlük operasyonel iş akışlarında çok büyük veri üretiliyor. Birincil hedefimiz, farklı veri tabanlarında tutulan bu karmaşık büyük verinin, iş birimlerinin de anlayabileceği sadeliğe dönüştürülmesini sağlamak. Bu çalışma sayesinde hem performans metriklerinin takibinin yapılması, hem operasyonel anlık karar alma süreçlerinin desteklenmesi, hem de yapay zeka modellerinin büyük veri üzerine uygulanması mümkün olacak.

SF: Kurumsal hayatı ve girişimciliği ayrı ayrı değerlendirebilir misiniz? Farkları ve ortak noktaları neler?

VD: Ben, liberalleşen bir piyasada, büyük hedefleri olan bir şirkette kurumsal hayata adım attım. Arka arkaya yapılan devasa yatırımlar ve büyüyen bir organizasyon sorunları beraberinde getirse de startupların belki de hayatları boyunca sahip oldukları, dinamizm ve heyecan, kurumsal hayatımın ilk yıllarında hiç eksilmedi. Bu bağlamda bir benzerlik olduğunu söylemek mümkün. Kurumsal şirketler, yatırım evresinden sonra, organizasyon yapısının ve süreçlerin çok daha önem kazandığı ikinci evreye geçiyor. Bu evrede organizasyon yapısı daha dikey (uzman yardımcısı, uzman, müdür yardımcısı, müdür gibi) olmaya başlıyor (kırılma noktası). Bana göre bunun temel nedeni, çalışanların terfi ve maaş beklentilerinin, kendisine bağlı kişi sayısı ile yönetilmesi. Özellikle yazılım odaklı girişimlerde organizasyon çok daha yatay. Alanında iyi bir yazılımcı, yöneticisinden daha yüksek maaş alabiliyor hem de kendisine bağlı bir çalışan olmadan. Belki de bunun en önemli sebebi, yazılım sektörünün kullandığı araçların, çalışan performansı, çıktı kalitesi ve verimliliğini net olarak ölçebilmesi ve bunun tüm organizasyon tarafından şeffaf bir şekilde görülebilmesi. Kurumsal şirketler, son evrede, dikey büyüyen organizasyon ile daha bürokratik ve daha az risk iştahına sahip hantal yapılara dönüşüyorlar. Girişimlerde ise ilk evre çok daha uzun sürüyor, heyecan ve tutku çok daha uzun soluklu ve hiç azalmıyor diyebilirim. Hayal kurma, deneme, hata yapma onları bugünlere getirdiği için, yeniliklere / değişime çok daha açıklar. Daha iyisi onlar için bitmiyor.

SF: Sizce sıfırdan bir girişim kurmanın artıları ve eksileri nelerdir?

VD: Tüm her şeyini sizin şekillendirdiğiniz yeni bir oluşumdan bahsediyoruz. Bu, çok geniş bir oyun alanı sunuyor. Değerlerine, misyon ve vizyonuna kadar siz karar veriyorsunuz. Kalıplara bağlı değilsiniz, daha özgürsünüz. Bence en büyük artısı bu. Özgür bir şekilde, kendi doğrularınız için çabalıyorsunuz. Duvarları istediğiniz gibi boyayabilirsiniz. Yenilikleri erken benimseyen kişi ve şirket sayısı az, Türkiye özelinde bu daha da az. Bu yüzden, girişimlerin doğasında olan farklılaşma ve yenilikçilik, en fazla ihtiyaç duydukları erken geri bildirimle hak ettiği kadar buluşamıyor.

SF: Geçmişinizi incelediğimde eğitiminiz ile çalıştığınız alanın birbirinden oldukça farklı olduğunu görüyorum. Bunu biraz açar mısınız?

VD: Bizim dönemimizde tercihler üniversite sınavına girmeden yapılıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam 22 tercih yapabiliyordunuz. Deneme sınavlarından aldığınız sonuca göre kendinizi değerlendirip, tercihlerinizi yapmak durumundaydınız. Ben 7 tercih yaptım, hepsi mühendislik bölümleriydi ve 4. tercihim olan İ.T.Ü Tekstil Mühendisliği’ne girdim. O dönemlerde popüler ve puanı yüksek bir bölümdü. Bölüm derslerini aldıkça ve staj yaptıkça Tekstil Mühendisliği’nden soğudum. 2. sınıfın sonlarına doğru yazılımla tekrar buluştum ve severek uğraşmaya başladım. Kariyer anlamında bir çıkış yolu olarak Amerika’da bilgisayar mühendisliği üzerine master yapmayı hedef olarak belirledim. Bu hedefime ulaşamadım ama Auburn Üniversitesi Endüstri ve Sistem Mühendisliği bölümünden kabul aldım. Full-stack geliştirici olarak çalışıp yüksek lisansımı tamamladım. Herkesin severek yaptığı ve kabiliyetli olduğu alanlar olduğunu düşünüyorum. Çocuklar ve gençler kendilerini ne kadar erken keşfederse, çok daha mutlu ve refah seviyesi yüksek bir toplum yaratacağımıza inanıyorum. Genç arkadaşlarıma da tavsiyem bunu göz önünde tutarak kariyerlerini şekillendirmeleri. Zira yaşamınızın büyük bir kısmını ailenizle değil işinizle geçiriyorsunuz. 2000 yılından beri yazılımla severek uğraşıyorum. Hobimden para kazanıyorum desem yeridir. Teknoloji ve yazılım alanında son 20 yılda meydana gelen gelişmeler inanılmaz. Dinamik ve yenilikçi bir alanda çalıştığım için ayrıca mutluyum.

SF: Bir girişimci olarak en çok zorlandığınız konular ne oldu? Bu zorlukların üstesinden nasıl geldiniz?

VD: Girişimciliğin beraberinde getirdiği birçok zorluk var. Eğer hemen pes etmezseniz bir süre sonra bunları anlayıp (ya da alışıp), üstesinden gelmeyi öğreniyorsunuz. Ben bunları artık zorluk olarak görmüyorum. Benim için en büyük zorluk 2018 Ekonomik Krizi ve arkasından gelen Kovid dönemi oldu. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik koşullar sadece bizi değil, bizim gibi küçük ölçekli birçok girişimi olumsuz etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Hep birlikte, dünya ve pozitif bilimle barışık yaşarsak bu krizin de üstesinden geleceğimizi düşünüyorum.

SF: Sizce iyi bir eğitim hayatına sahip olmak başarılı bir girişim yapmak için önemli mi? Yoksa girişimcilik insanın içinden gelen bir şey mi?

VD: “İyi bir eğitim hayatını” biraz açmak lazım. Günümüzde bilgiye ulaşmak artık çok kolay. İnsanların, herhangi bir konuda kendilerini geliştirmeleri için internet erişimlerinin ve öz disiplinlerinin olması yeterli (özellikle yazılım alanında bu durum üst seviyede). Burada kastedilen 4.0 ortalama getirmek ise sanırım bunun girişimcilik anlamında pek bir önemi yok. Ama eğitim aldığınız kurumların, çevrenizin genişlemesi ve vizyon anlamında faydasını yabana atmamak lazım. Kurumlar, size kişisel bir itibar ve imaj da kazandırıyor. Girişimcilik, tutkuyla yılmadan hayallerinin peşinden koşma işi. Fazlaca deneme, yanılma ve risk içeriyor. Hatalarından ders çıkararak, kendini sürekli geliştirme ve yenileme becerisi çok daha kıymetli.

SF: Ekibinizle güven ilişkisini nasıl sağlıyorsunuz? Fikir ayrılıklarınız oluyor mu? Oluyorsa bunu nasıl aşıyorsunuz?

VD: Ekibimi dürüst ve sözünü güvenilir kişilerden kurmaya gayret ettim/ ediyorum. Teknik yetkinlikler bir şekilde kazanılıyor. Bunu sağlamak için olabildiğince açık ve şeffaf olmaya gayret ediyorum ve ekibimi de bu konuda teşvik ediyorum. Özellikle junior (küçük) arkadaşların daha fazla inisiyatif ve söz almaları için çabalıyorum. Sadece benim konuştuğum toplantıları sevmem. Fikir ayrılıkları elbette oluyor ama bizim iç çekişmelere ve huzursuzluğa ayıracak vaktimiz yok. Her zaman benim dediğim olmuyor ya da her zaman doğru fikri seçemeyebiliyoruz. Önemli olan, sonuçları göğüsleyip, konuyu kişiselleştirmeden geri bildirim alabilmek ve ders çıkararak, özgüvenini yitirmeden yola devam etmek. Geri bildirim ve öz eleştiri kültürümüz var. Bunu sadece benim sağladığımı düşünmüyorum, ekip arkadaşlarım da böyle.

SF: Genç girişimcilere ve girişim adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

VD: 10–15 sene önce iyi bir fikir para ediyordu. Ama şimdi rekabet hat safhada. Orijinal, yıkıcı bir şey bulmak oldukça zor. Bana göre başarılı olabilmek için üç önemli unsur var (günümüzde), iyi bir ekip, kolay taklit edilemeyecek derinliği olan bir ürün ve yatırım almak. Tek bir kişinin tüm her şeyi omuzlaması çok zor. Sorumlulukları paylaşarak, birbirinin ayağına basmadan uyum içinde çalışan yetkin bir ekip fark yaratır. Sosyal medya çok hızlı bir şekilde bir fikre veya bilgiye yakınsamanıza yol açıyor. Hal böyle olunca hepimiz aynı kitapları okuyoruz ya da trend olan konular üzerine çalışıyoruz. Genç arkadaşlarıma tavsiyem kutunun dışından bakmaya gayret etmeleri. Ortaköy’de bir kumpirci daha açmanın hiçbir esprisi yok. Yatırım sihirli bir değnek değil ama bir girişimin yüzleşeceği birçok sorunu aşması için gerekli. Yatırımın, fikrinizi doğrulamak ve ilgi uyandırmak için de gerekli olduğunu düşünüyorum. Kurumsal firmalarda yönetici olarak çalışan ve girişimci olmak isteyen insanlar içinde naçizane birkaç cümlem var (tecrübelerim en fazla bu kitleye uyar).

1. Girişimci olduğunuzda, kurumsal hayatın sağlamış olduğu koruma kalkanı ortadan kalkacak. Şu ana kadar kaçtığınız tüm korkularınız ve zayıflıklarınızla yüzleşmeniz ve en zoru, baş etmeniz gerekecek.

2. Ailenize ve kendinize ayırdığınız vakit oldukça azalacak. Bir şekilde dengeyi kurmanız gerekecek.

3. Aramalarınıza ve e-postalarınıza çok daha az geri dönüş alacaksınız. Özellikle dostlarınızın sırt çevirmesi sizi üzecek.

4. Çocuklarınızın geleceği için bir kenara koyduğunuz birikimlerinizi, kendi hayallerinizin peşinden koşmak için harcadığınızda vicdan azabı duyacaksınız. Pes etmenin yaratacağı çöküntü ve bu vicdan azabı arasında gelgitleriniz olacak. Bunları da göz önünde tutarak karar vermelerini tavsiye ederim.

SF: Sizi en çok motive eden faktörler neler?

VD: Hedefim, çalışanların ve müşterilerin güvenli ve mutlu hissettiği, kökleri ve değerleri olan bir müessese inşa etmek. Bunu yaparken, kurumsal hayatta gördüğüm yanlışları ve tabuları da yıkmak istiyorum. Beni motive eden bu amaca doğru yaklaşıyor olmak.

SF: Sizce yeni bir girişim kurmak istediğinizde insanların vereceği olumlu ya da olumsuz tepkileri ne kadar dikkate almak gerekiyor?

VD: 4 tip insanla karşılaşıyorsunuz:

1. “Sakın bırakma yaparsın.” deyip her daima teşvik edenler

2. “Otur oturduğun yerde!” deyip hep negatif taraftan bakanlar

3. Durumunuzu, kendi tecrübelerine, yetkinliklerine ve çıkarlarına göre subjektif değerlendirenler

4. Hedeflerinizi ve sizi doğru tartıp objektif görüş paylaşanlar, sizi doğru kişilerle tanıştıranlar

Dördüncü gruptan nasihat ve tavsiye istemek, birinci gruptan bolca pozitif enerji almak, iki ve üçüncü gruptan da mümkün mertebe uzak durmak gerekiyor.

SF: Hayat mottonuz var mı? Varsa söyler misiniz?

VD: Var. Doğru duvar yıkılmaz!

RÖPORTAJ: SUDENAZ FİTKİ

--

--

Doğuş Üniversitesi Girişimcilik Kulübü

Love podcasts or audiobooks? Learn on the go with our new app.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store
DOU STARTUP

DOU STARTUP

Doğuş Üniversitesi Girişimcilik Kulübü